Haberler

 Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü

06-06-2023

Diyetisyen Uğur Öğüt: “Ne fazla, ne de az.”

6 Haziran Dünya Diyetisyenler Günü kapsamında Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Endokrinoloji ve Diyabet bölümünden Diyetisyen Uğur Öğüt ile sağlıklı beslenme üzerine bir röportaj gerçekleştirdik.

 

“Ne fazla, ne de az.”

Diyetisyen Uğur Öğüt röportaja sağlıklı beslenmenin onun için ne ifade ettiğini anlatarak başladı. Öğüt, “Benim için sağlıklı beslenmek ne fazla, ne de az yemektir. Yani herhangi bir şeyi az veya çok yemek sorun yaratabilir. Çok sağlıklı olduğunu bildiğimiz bir gıda da çok tüketilmemelidir.” dedi. Beslenmede bazı bilimsel kılavuzlar olduğunu, bir bilimsel çalışma yapılmadan herhangi bir uygulamanın uygulanmamasını ve bilim ne diyorsa onun yapılması gerektiğini belirtti.

 

“En sağlıklısı Akdeniz tipi beslenme.”

Sağlıklı bir kişinin “Akdeniz tipi beslenme”yi uygulamasının genellikle kişinin sağlığını olumsuz yönde etkilemeyecek olduğunu savunan Öğüt, yaşam içinde hastalıkların ertelenmesi veya ömrünün uzaması için Akdeniz tipi beslenmenin tercih edilebilir olduğunu söyledi. Adının “Akdeniz tipi beslenme” olmasının nedenini “Akdeniz ve etrafında yaşayan insanların biraz daha sağlıklı, özellikle kalp damar hastalıkları ve kronik hastalıklarda diğer bölgelerde yaşayan insanlara nazaran daha sağlıklı olmaları ve daha uzun yaşadıklarını görülüp bu kişiler nasıl besleniyor diye araştırılarak öğrendikleri bir beslenme tipi diyebiliriz. Doymamış yağdan zengin, sebze, meyve gibi posaların ve tahıl gruplarının da olduğu beslenme türü diyebiliriz. Yani bu tam buğday ekmeği, çavdar ekmeği, çok işlenmemiş halde tahılların olduğu, beyaz unun daha nadir olduğu beslenme tipi ancak maalesef bizim kültürümüzde beyaz ekmek tüketimi fazla. Yağın hayvansal üründen değil de zeytin, ceviz, badem gibi besinlerden oluştuğu bir beslenme tipi.” diyerek açıkladı.

 

“Türkiye’de obezite kadınlarda daha sık görülüyor.”

Hastaneye gelen hastaların çoğunlukla ciddi sağlık problemi yaşayan hastaların olduğunu, fazla kilolarını vermek için hastaneye başvuranların sayısının düşük olduğunu belirten Öğüt,” Genellikle diyabetli, kalp, damar hastalığı, böbrek yetmezliği, kilosu ölümcül derecede olan hastalar hastaneleri tercih ederler. Örnek, obezite. Bu gibi hastalıklarda gelen kişilerin motivasyonları çok önemli ve bu konuda biz onların her zaman destekçisi oluyoruz. Hastalarımızın motivasyonu elbette sağlıklı birer birey olmak. Ama örneğin tüp bebek tedavisi öncesi gelen hastalarımızın motivasyonu bir bebek sahibi olmak. Bu ve bunun gibi güzel sonuçlar ile hastalarımızla tedavilerimizi sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı. Hitap edilen kitlenin çoğunluğunun kadın hastalar olduğunu ve Türkiye’de obezitenin kadınlarda daha sık görüldüğüne değindi.

 

“Hastalığı olmayan danışanlar hastaneyi tercih etmiyor.”

Öğüt, “İki şekilde çalışan diyetisyenlerin de birbirinden bir üstünlüğü bulunmamakla beraber, farkları genel olarak hastanede çalışan diyetisyenler çeşitli hastalıklar üzerine yoğunlaşırken, özel kurumda danışmanlık yapan diyetisyenler daha çok fazla kilolar veya motivasyon artırmak amacıyla çalışmalar yürütür. Kişiye ait beslenme danışmanlığı ofisleri açabiliyoruz. Yani amaç bir insana beslenmeyle ilgili eğitim vermek. Ama hastalık yönetmek olmuyor bu.” dedi. Danışılan yer hastane veya klinik adı altında değilse çoğunlukla hastaların değil fazla kilosu olduğunu düşünen bireylerin gitmeyi tercih ettiğini, bir hasta takibinin hastanede multidisipliner denilen şekilde yapılmasının ve doktorun, hemşirenin, diyetisyenin veya hepsinin aynı anda olduğu bir yerde yapılmasının uygun olduğunu söyledi.

 

“Önce zarar veren motto uygulanmamalı.”

Kişinin kilosu çok çok düşük değilse bunun hastalık olarak görülmemesini, kozmetik anlamda alınmak istenen kilolarda en büyük problemin insanların ağırlığının artmasını istemesi olduğunu açıklayan Öğüt, “Biz istiyoruz ki yağının değil iskelet kasının artması. Bu görsel anlamda daha iyi olacaktır hem de çok daha sağlıklı bir kilo alma şeklidir. Bunu yapabilmek için egzersiz şart. Direnç egzersizi dediğimiz fitness ya da pilates gibi egzersizlerin de yapıldığı ve protein alımının enerji alımı ile birlikte arttırıldığı uygulamalar yapılmalı. Ancak burada bahsettiğimiz enerjiyi paketli ürünlerden almak yanlış bir tercih olabilir. Bu önce zarar veren bir mottodur. Aynı şekilde bazı hastalarımız internette gördüğü tariflere körü körüne bağlı kalabiliyor ve bu oldukça riskli bir durum. Herkese iyi gelen bir ürünün, bir kişiye zarar vermesi çok olası. Bazen fazla su içmek veya salata yemek bile sağlıksız olabilir.” dedi.

 

“Önce bize gelmemeliler.”

Anoreksiya Nervoza ve Anoreksiya Bulimia gibi hastalıklara sahip bireylerin önce psikiyatristlere danışmasının daha uygun olduğunu, bu problemi kişilerin kendilerinin çözmeye çalışmasının doğru bir tercih olmadığını söyleyerek, “Psikolojik durumu iyi olmayan hastalarımızı önce psikiyatristlere yönlendiriyoruz.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

 

Muhabir: Zeynep Altuntaş, Elif Sıla Duzcu

İLETİŞİM/ADRES

+90 (262) 303 10 43

+90 (262) 303 10 43

kouhalk@gmail.com, halk@kocaeli.edu.tr

Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Yerleşkesi

Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi

41001, İzmit/KOCAELi