Güne Bakış'ta "Kadının Medyadaki Yeri" hakkında konuşuldu. Helin Kaya ve Çağdaş Dandan'ın sunduğu Güne Bakış programında bugün Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Görevlisi İren Dicle Deveci konuk oldu.

İren Dicle Deveci, konuşmasına medyanın gözündeki kadın profilini değerlendirerek başladı. Deveci, "Bence bu çok önemli bir konu. Önce medya ile toplum arasındaki ilişkiye bir göz atmamız gerekiyor. Medya, toplumda var olan fikirleri ya yeniden üretiyor ve pekiştiriyor ya değiştiriyor, ya da dönüştürüyor. Dolayısıyla medyada kadının profili aslında toplumda kadının profiliyle eş. Ama bu medyanın yaptığı hatalar kadının toplumdaki yerini etkilemez anlamına gelmiyor. Tam tersine bugün var olan toplum yapımızın biz ataerkil heteroseksist bir yapı olduğunu biliyoruz. Medya da sürekli tekrarlanarak toplum yapısında kadını ötekileştiren, ikincileştiren, giz ya da açıktan ayrımcılık yapan bir temsile dönüşüyor ve bu temsil toplumdaki kadının yerini de yeniden pekiştiriyor. Cinsiyet ayrımcılığına gitmeyen ve bunu bilinçli ya da bilinçsiz yeniden üretmeyen bir temsile ihtiyacımız var. Basmakalıp kadın temsilleri, basmakalıp erkek temsilleri bizi ne yazık ki doğru, hakiki, insani ve eşitlikçi bir yapıdan uzaklaştırıyor" dedi.

Kocaeli Üniversitesi
basın ve halkla ilişkiler
iletişim
bilgi edinme birimi
fotoğraf
grafik/tasarım
halkla ilişkiler ve tanıtım
E-GAZETE
Haber Merkezi
"Kadına Yönelik Şiddeti Meşrulaştırmak Şiddete Ortak Olmaktır"
İren Dicle Deveci, konuşmasının devamında haber yazım sürecinde cinsiyet ayrımı ve kadının haber yazımındaki işlenişi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Deveci, "Gerçekten barışçıl bir dil çok önemli. Bu toplumsal cinsiyet açısından önemli olduğu gibi medya mensuplarının böyle bir dili kullanması da çok etkili olacaktır. Şiddete uğramış yerde yatan bir hanımefendinin buzlanmış fotoğrafı üzerinde manşet olarak "Nakavt" yazıyordu. Bu eğlenceli veya komik değil. Dikkat çeksin ve gazete satsın diye yapılabilecek bir şey de değil. Tam tersine eğer ayrımcılığa ve şiddet diline yer vermeyen, herkesi kucaklayan, doğru, eşitlikçi bir temsil olursa toplumda da eşitlikçilik daha çok yerleşecektir. Bu nedenle de haber çok önemli. Dolayısıyla haberci bir durumu aksettirirken etik sorumluluklarının biliciyle hareket etmesi gerek. Atılan manşet bu toplumun nasıl yaşadığına ve nasıl düşündüğüne müdahale etmektir. Bu yüzden barışçıl dil kullanımı çok önemli" ifadelerini kullandı.

İren Dicle Deveci medyada kadına yönelik ayrımcılığının değişmesi için yapılabilecekleri anlattı. İren Dicle Deveci, "Medya mensuplarının kendi yaptıkları her türlü haberi, her türlü görsel, işitsel materyali denetlemeyi öğrenmesi gerekiyor. Bunun için de önce habercilerin entelektüel ve vicdani yanlarını geliştirmeleri gerekiyor. Medya mensupları eğitimleri boyunca cinsiyet ayrımcılığına duyarlı yetişmesi gerekiyor. Bazen çok basit eğlenceli bir metin yazılmaya çalışılıyor ama alttan alta kadını ötekileştiren ya da ırksal, dinsel ve etnik kimliğe yönelik ayrımcılık dili ortaya çıkabiliyor. İlişkinin bir diğer ayağı yasal yaptırımlar. Yasalarla medyada ayrımcılığın önüne geçmek zorundayız. Bunun için ciddi yaptırımlar uygulamamız gerekiyor. Toplum olarak bilinçlenirsek, izler kitle, dinler kitle ve yayımcı tepkisini koyarsa medya da bunu yapamaz. Toplum medyayı denetleyecek medya da toplumu denetleyecek diye düşünüyorum" dedi.

Öğretim Görevlisi İren Dicle Deveci, kadınların medyadaki işlenişinin izleyici konumundaki kadınlarda nasıl bir etki yarattığını açıklarken okurların veya izleyicilerin bu duruma karşı tepkisini aktardı. Deveci, "Bu sadece bizim toplumumuzda değil birçok toplumda böyle. Ama bizim toplumumuz bunun çok görünür olduğu, çok net ve çok şiddetli yaşandığı toplumlardan biri. Ataerkil düzeni erkekler yürütüyor anlamına gelmiyor, ataerkil düzen kadınlar tarafından da yeniden üretiliyor. Kadınlar da son derece ataerkiller. Kadın eşinden şiddet gördüğünde kayınvalidesi, kendi annesi, komşusu olan diğer kadınlar olur böyle şeyler diyebiliyor. Bir kadın diğer bir kadını aşağılayabiliyor hatta "Ne yapalım canım biz de kadınız kaderimiz bu" diyor. Şiddet gören kadının haberlerini izleyen diğer kadınlar şiddeti meşrulaştırabiliyor. Bu sadece bu kadar uç noktada örneklerde olmuyor demek ki. Aykırı görünen bir kadın öldürülebilir, sokakta yalnız başına yürüyen bir kadın tacize uğrayabilir düşüncesi meşrulaştırılıyor. Burada eleştirmemiz gereken şey kadının sokakta tek başına yürümesi değil. Oysa bizim kadınların, korkmadan rahatlıkla kamusal alanı kullanabileceği bir toplumsal yapı için mücadele etmemiz gerek. Kadının eve kapanması için değil" ifadelerini kullandı.

Kadınların günlük hayatta yapılan işlerde ikinci planda kalmasını eleştiren İren Dicle Deveci, "Kadın nesne konumunda görülüyor ve dolayısıyla her türlü aktivite, aksiyon ve özne konumu erkeğe atfediliyor. Kadının hala ikincil olduğu için belirtiliyor. Kaza haberiyse kadın olduğu için kaza yaptı gibi bir algıya neden oluyor. Kadın olduğu için beceremedi gibi. "Kadın öğretmen, öğretmenler greve gitti üçü de kadındı" ifadeleri var. Sanki toplumsal yaşamda kadın öğretmen yok; sanki kadın öğretmen toplumsal eleştirisini ortaya koyamaz gibi bir algı oluşturuluyor. Kullanılan dille de ne yazık ki bu algı gittikçe yerleşiyor" dedi.

İren Dicle Deveci sosyal medyanın kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz gibi durumlardaki tutumuyla ilgili olarak, "Sesimizi duyurabilmek için sosyal medya önemli bir mecra ama her alanda olduğu gibi sosyal medyada da olumlu, eşitlikçi, yapıcı, barışçıl bir dil yeniden üretildiği kadar ayrımcı, düşmanlaştırıcı olarak da yaygınlaştırılıyor. Çünkü teknolojinin kendisi ne kadar iyi ya da kötü olursa olsun asıl şey teknolojinin nasıl kullanıldığıyla şekilleniyor. Mücadele ediyorsanız, farkındalığı arttırmaya çalışıyorsanız daha fazla insana anlık şekilde daha çok mesaj iletebiliyorsunuz. Toplumsal bir olaya tepki verirken ayrımcı durumuna düşebiliyorsunuz. Bu bizim ataerkil zihniyetimizin yansıması ve bunu fark etmiyoruz. Dolayısıyla günlük dili değiştirmediğimiz sürece sosyal medyadaki iyi ya da kötü dili değiştirmemiz çok zor" ifadelerini kullandı.

Sosyal medyanın kamunun eşitlikçi taleplerini duyurması için önemli bir mecra olduğunu altını çizen İren Dicle Deveci, "Bir hanımefendinin giydiği kıyafet yüzünden şiddet görmesi kamuya açık bir alanda böylesi vahşi bir şekilde şiddet görebilmesi korkunç bir şey gerçekten. Daha korkuncu da bu hanımefendinin daha sonra verdiği demeçlerde, yaşadığı ruh durumu. Bu onun gibi "Ben şort giyersem şiddete uğrayabilirim" korkusu yaşayan bütün kadınlara yapılmış bir şiddet eylemidir. Sosyal medya evet gerçekten büyük bir güç verebilir ve kadınların ya da diğer sosyal grupların mağduriyetlerine karşı kamu olarak sesimizi yükseltmenin önemli bir platformuna dönüşebilir" dedi.

İren Dicle Deveci, Küresel Medya İzleme Projesinin 2015 yılı raporunda kadınların haber medyasında erkeklerden daha az görünür olduğunun ortaya konulmasıyla ilgili değerlendirmelerde bulunurken kadının medyada daha az yer almasının nedenini açıkladı. Deveci, "Kadınların başarıları, kadınların kamusal alanda yaptıkları iyi ya da kötü şeyler medya tarafından büyük oranda satışa değer görüldüğünde yer verilen şeyler. Ama bu sadece medyada değil kamusal alanın büyük bir bölümünde böyle. Futbol takımı-kadın futbol takımı, basketbol takımı hatta kadında değil bayan basketbol takımı gibi ayrımlar görüyoruz. Bunun nedeni de bu algıyı görmezden gelmemiz" ifadelerini kullandı.

Kadına yapılan şiddeti herkesin yaptığını söyleyen İren Dicle Deveci gündelik hayatta kadınlara ve erkeklere nasıl davranıldığının, nasıl konuşulduğunun dilin nasıl üretildiğinin de bu işin içinde olduğunu kaydetti. Kadına yönelik yapılan şiddeti meşrulaştırmanın o işin bir parçası olmak anlamına geldiğini ifade eden Deveci, televizyonda gösterilen bir dizide şiddet gören bir kadının komedi unsuru olarak gösterilmesine gülünmesinin gerçekte katledilen, dayak yiyen kadınların her birinin hakkına saldırılması anlamına geleceğini söyledi.

Kadına şiddet konusunda sosyal medyanın önemini vurgulayan Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Görevlisi İren Dicle Deveci, kamu olarak eşitlikçi bir dilin kurulmasına katkıda bulunulmaması durumunda şiddetin ve diğer tüm ayrımcılıkların arkasında olunduğunu sözlerine ekledi.

HABER: Zilan AKYÜZ (Radyo K.İ.), FOTOĞRAF: İsa GÜNER (Radyo K.İ.)